11 Mayıs 2016 Çarşamba

Yeni bir Dünya düzeni mümkün mü?

Umut hep en umutsuz yerden doğar.

Ortadoğu milletleri olarak zor zamanlardan geçiyoruz. Sınırımızda büyük bir savaş ve katliam halen devam ediyor. Peki bu gerçekten de korkulması gereken bir şey mi?

Savaşlar her ne kadar kan ve gözyaşı anlamına gelse de, yeni çiçeklerin açması için elzem ara olaylardır. Bu fikrim çoğunuza ütopik gelebilir, sizi yadırgamam ama bir düşünün; bir savaş olmasaydı, Atatürk yönetime geçebilir miydi?

Peki bu savaşlardan çıkma ihtimali olan iyi bir liderin ne gibi siyasi etkiler yaratmasını bekleyebiliriz?



Eşitlik

Yalnızca ülkemize değil, dünya düzenine baktığımızda eşitsizliğin her bir yanı sardığını görmek zor değil. Peki adaletsizliğin tek kötü yanı bireylerin kendini kötü hissetmesi midir? Düşünün, bir iş yeri sahibisiniz ve iki çalışanınız var. Birisini sürekli olarak çalıştırıyorsunuz ve ona, ayda bir gün çalışan elemanınıza verdiğiniz yemeğin yarısını veriyorsunuz. Bu iş yerinden verimli bir ürün çıkabilir mi? Adaletin toplumun kümülatif gelişimindeki önemi çok büyüktür.



Yetenekli İnsanların Seçilmesi

Bu aşama ancak adaleti temel aldıktan sonra düzgün bir biçimde ilerleyebilir. Ülkemizdeki kurumların ve bunların çıktılarının ne kadar komik olduğunu görmek zor değil. Peki nedir bunun sebebi? Yalnızca torpil diyorsanız bunun önüne geçemeyeceği kesin, çünkü eleme aşamaları da yapılan torpiller kadar komik ve evet, insanları seçmek o kadar da kolay değil. Peki sosyal adalet sağlanırsa bu nasıl düzeltilecek. Yine bir örnek üzerinden gidelim.

En iyi balık tutan adamı nerede ararsınız?

Bürokratik sistem, bireyleri eşit gördüğü için bunu, ülke geneli yapılan bir balık tutma kadrosu ilanına yapılan başvurudan olarak cevaplar. Tabi ki en iyi balık tutan adamı, suya yakın bir yerlerde ararsınız çünkü muhtemelen balık tutuyordur.

 Peki, en iyi ar-ge yapan adamı nerede ararsınız?

Bu sorunun cevabının zor olmasının en büyük sebeplerinden birisi, ar-ge yapmayı zevk için değil, para kazanmak için yapmak isteyen insan sayısının fazla olmasıdır. İşte sosyal adalet burada devreye giriyor. Bireylerin yaptıkları işler arasında bir fark bulunmazsa, herkes sevdiği işi yapacaktır. Herkes sevdiği işi yaparsa, balıkçıyı su kenarında, ar-ge uzmanını da labaratuarda bulabilirsiniz.

Bu ilke ile de herkes gerçekten yapabilmesi muhtemel olan işin üzerine gidebilecek. Şunu bir hayal edin, herkes yaptığı işe bayılıyor. Gişe görevlisi, posta memurları, televizyoncular, ahçılar, polisler... Hatta polislere gerek bile kalmaz ki? Değil mi?

Bürokratik sistemde ise bu şöyle işler, para kazanmak bir zorunluluktur, herhangi bir işe (maaşı en yüksek olan) girilir.Tek amaç para kazanmak olduğu için doğal olarak iş yarım yamalak yapılır. İş düzenini kontrol etmek için yeni görevliler atanır.Daha fazlasını yazamıyorum bile.

Bu ilkeyi gerçekleştirebilecek bir lider, diğerlerinden birkaç boy daha ileriden gidebilir.




Doğayı Koruma İlkesi

Neden doğayı korumak? İnsanlar artık anlamlı şeyler yapmak istiyor, gerçek ve iyi bir amaç için çalışmak istiyorlar. Hayvanları ve ormanları korumaktan daha değerli bir amaç düşünebiliyor musunuz, en azından şimdilik? Bu insanların güdülenmesi için de zorunlu bir olay, yani bir amaç. Eğer bir lider bunu başarabilirse peşinden ne kadar yetenekli insanın koştuğunu göreceksiniz.

Tabi ki hayvanları korumak aslında adalet duygusunun bir çıktısı. Tabi bu çıktının bu kadar yoğun yaşanmasının durumu da, insanların büyük bir açgözlülükle yaşam alanlarını işgal etmesi. Şu anki düzenin devam etmesi durumunda canlı türlerinin çoğunun neslinin tükeneceği konusunda bir şüpheniz olmasa gerek. İnsanlık olarak şuan freni boşalmış bir araba ile uçuruma doğru gidiyoruz. Bunun önüne geçilmesi gerek ve geçilecektir.




Gerçek Adalet

Adalet diyince herkesin aklına elinde terazi tutan kadın figürü gelir. Adaletin yalnız dengenin bozulmasına izin vermemek gibi statik bir olgu olmadığını biliyoruz. İnsanların anlayamadıkları noktalardan biri de bu. Adalet size yalnız nasıl ceza vermeniz gerektiğini söylemez.

Adalet kelimesi aslında uzun zamandır kötü niyetli kişilerin elinde asıl değerini kaybetmeye yüz tutmuş bir kelime. Adalet aslında kelimelerin en değerlisidir. Ne kadar geniş çaplı olduğunu izah edeyim.

Hayvanları korumaktan bahsettik, bu şu an adildir diyebiliriz ama adalet bir gün size hayvanlara karşı savaşmanız gerektiğini de söyleyebilir. Neden derseniz, aslında adalet eşitlik ve kurallar bütününe olan uyumu temsil eder. Şu an adalet sisteminde yapılan en büyük hatalardan biri bireylerin adalet anlayışına bakılmamasıdır. Bir düşünce deneyi uygularsak, kendini savunamayan bir hayvan hatta bir insan düşünün.Adalet açısından bakarsanız, bu canlının haklarının en üst düzeyde korunması gereklidir, çünkü zaten kendisi adalete teslimdir. Ama şimdiki dünya düzeninde aç gözlü olanlar ile masum olan bir araya geldiğinde, aç gözlü olan baskın çıkar ve daha büyük fayda görür. Tabi bunun geçen zaman içinde aç gözlü olanların seçilimine katkı sağlayacağını söylemeye gerek yok sanırım.

Gerçek bir adil sistemde, kişilerin olayı anlatmak dışında kendilerini savunmalarına bile gerek kalmaz. Çünkü kurallar zaten açık ve nettir bu yüzden hem de hızlı gerçekleşir. Hatta ve hatta aç gözlülük eden, yalan söyleyenlere yüklü miktarda ceza verilir, çünkü zaten bireyler kendileri adil olmadıklarını kanıtlarlar.

Adalet dürüst, adil, masum, fedakar bireylere değer vermelidir.

İşin özü tamamen adil bireyleri değerli kılmaktır.Günümüz Türkiye'sinde, yalan söylemeden, torpil bulamadan işe girilemez ya da herhangi bir kazanç elde etmek zordur. Bir anlaşmazlık durumunda kim ne koparabiliyorsa, elinde kar olarak kalması muhtemeldir.

Daha sonra savaş döneminde olması muhtemel olaylar üzerine kafa yoralım.

Selamlar, sağlıcakla kalın..

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Bir BAU yalanı Cihan Nalbant

Creatiny forumda bu konuya katkıda bulunabilirsin!

Güncelleme:
Cihan Nalbant kamuoyuna bildiri yayınlamış; Link

Bildiriyi okumaya üşenenler için, kendisini belirli kişi ve kuruluşların hacker olarak tanımladığını belirtmiş ""Halk arasında bilinen tabiriyle “Hacker” kelimesi ile sıfatlandırılarak kişisel repütasyonumla kasten oynanmak istenmektedir. " ki bu yanlış.Bunlar da kanıtları;
Youtube "Hackledim-2"
Youtube "Hackledim-3"

Kamuoyu iyi niyetli bile davranmış.
________________________________________________________________________________

*Ayrıca kaynak göstermeden bu metni kopyalayan arkadaşlar acaba Cihan'dan daha mı ahlaklı olduklarını sanıyorlar?

Bu yazıyı kaleme alan kişi olarak belirtmek isterim ki, yaklaşık 10 yıldır uzman olarak programlama işi ile uğraşıyorum.Yazılım işine ilk başladığımız zamanlar bu tip mitler dolaşırdı ortalıkta ve biz de zamanında bu tip hikayelere inanmıştık ama geçen zamandan sonra bir sistemi kapsamlı olarak hacklemenin bu kadar basit olmadığını açıkça görebiliyoruz.

Şimdi; benim pek de ileri düzey yazılımcı olmadığımı söyleyecek kişilere; Creatiny adı altında Google Developer Group un hackathon yarışmasında 24 saat içinde bluetooth üzerinden çalışan akıllı priz ve yönetim uygulaması geliştirdiğimizi, bunu da google üzerinden arama yaparak rahatlıkla görebileceklerini belirtmek isterim.Yani bu işlerden anlıyoruz.

Sizi tenzih ederim ki, bu kişi tam olarak doğruları söylemiyor yazının alt kısmında sistem hacklemenin günümüzde nasıl ilerlediğini genel hatlarıyla açıklayacağım;


Cihan Nalbant Reklamı

Bugün bir arkadaşımın paylaştığı TED konuşmasında hacker(!) olduğunu ima eden Cihan Nalbant isimli arkadaşı dinledik.Daha önceki TED konuşmacılarından kaynaklanan güvenimiz ile, bu konuşmacının da güvenilir olduğu kanısına varmıştık ki!

HACKLENMİŞİZ!



Konuşma ortalarında Twitter'ı hacklediğini, buradan banka bilgilerine ulaştığını söylemesiydi kuşkulandırıcı olan. Twitterın nadiren otomatik giriş sistemlerinde kullanıldığını bilmeyen yoktur. Yani twitter hesabıyla girip alışveriş yapan kişi sayısı çok az. Bu olsa bile söylediği şekilde banka bilgilerine veya ötesine ulaşmak o kadar kolay değil. Bu anahtarlığını çaldığınız kişinin kredi kartı bilgilerine ulaştığınız iddaasında bulunmak ütopik bir kurgu olmuş.

Zaten bu kadar yetenekli olduğunu iddaa eden bir hacker televizyon programlarında gezmek yerine, geleceği kurtaracak devasa projeler üzerinde çalışır, çalıştırılır. Ama arkadaşımız tutturmuş bir Bahçeşehir Üniversitesi, Türk Eğitim sistemi ve Anadolu Öğretmen Lisesi. Hacklediğini iddaa ettiği twitterın güvenlik yapısı, yüksek ihtimalle ülkemizin en değerli verilerinin tutulduğu elektronik sistemlerden daha iyi şekilde korunuyor. Yani çok daha kolay bir şekilde adını tüm devlet mercilerine duyurabilirdi.

Muhtemelen hayatındaki tek gerçek "hack" işini TED talks üzerinde yapan bu arkadaşımızın Bahçeşehir Üniversitesi'nin bir reklam hamlesi olduğu açıkça görülüyor. Merak ettiğimiz nokta, bu kişinin TEDx konuşmacısı olarak nasıl orada bulunduğu idi. Organizatör olarak Bahçeşehir Üniversitesi'nin bulunması biraz daha netleştiriyor burada olayı.


Nitekim zamanında gittigidiyor'un yaptığı gibi;





Bahçeşehir Üniversitesi ise bu kadar kabak gibi ortada bir viral reklam ile büyük ihtimalle bir gelir kapısı açmaya çalışıyor. Daha viral reklamın mantık senaryosunu oluşturabilecek bir yazılımcı bulamamışken, ülkedeki dehaları nasıl seçecekler merakla bekliyoruz.

Cinemaximum, Bankalar, büyük sistemler çok parlak bir ekiple bile birkaç saatte bu kadar geniş çaplı hacklenecek yapıda değiller.

Arkadaşımızı üniversite üniversite gezdiriyorlar, tabi tutturdular bir yerden bırakmak olur mu? Aklı başında bir arkadaşım hangi sinema sistemini hacklediğini sorabilir mi kendisine? İma ettiği sistem Cinemaximum'u çağrıştırdı çoğumuza. Bakın hediye sinema bileti verebilecek banka hangisidir desek İş Bankası dersiniz değil mi? Bunları algı oyunu olsun diye mi kurguladılar yoksa senaryo azcık daha baharatlı olsun diye sinema filan mı eklediler bilemiyoruz.

Mülakata giden arkadaşlar için önerimiz; büyük ihtimalle %100 burs alamayacaksınız, bu zaten en başından planlanmış. O yüzden temkinli olarak gidin, her gördüğünüz belgeyi imzalamayın ve size zeki olduğunuz imasında bulunurlarsa bunu yemeyin. Çünkü kendilerinin de pek zeki olmadığı aşikar.

Edit: Şu sıralar forumlardan birden çok kişinin %30 civarında burs aldığını ve gerçekten yetenekli oldukları imasında bulunulduğunu duyunca şaşırmaktan kendimi alamadım.

Biraz daha araştırdıktan sonra ekşi sözlükte daha da kuşkulandırıcı birkaç girdiyle karşılaştık.





Devam Ediyor

Bu yalan söylemekte pek de ustalaşamamış arkadaşımızı Kim Milyoner Olmak İster programına da sokmuşlar. Bunun açık bir reklam hamlesini göremeyen, bu kişiyi üstün bir yazılımcı sanan kişiler malesef yanılmaktadır.

Peki mesela ben bir sinema firmasını hackleyecek olsam nasıl hacklerdim?

Hack işi uzun zamandır yazılımların çok komplike hale gelmesiyle sosyal bir hale döküldü. Mr.Robot dizisinde bu olaylar daha gerçekçi olarak senaryoya alınmış. Yani artık yalnız bilgisayar başında sistem hacklemek çok zor, daha gerçekçi olan;

Firmada çalışan bir kız arkadaş edinmek.

Kız arkadaşınızın parolasını kullanarak (tam olarak sistem yapısını bilmiyorum) eğer izin veriliyorsa servera bir trojan yükleyerek tüm verilere erişmeye çalışmak yahut direkt olarak kız arkadaşınızı tehlikeye atıp(Muhtemel arkadaşınızla nasıl bir gelecek düşündüğünüze bağlı) 100 adet bileti sisteme ekleyebilirsiniz.

Web sayfası üzerinden sistemin veritabanına erişmeye çalışmak, askeri üsse bisikletle dalmaktan farksız.

Peki bu Cihan bunu yapabilir mi? Hayır.

Yapsa bile bunu tek bir yerde söylemekten bile korkar, çünkü bilişim suçları geçtiğimiz senelerde kapsamlı olarak ceza hukukunda yerini buldu.Artık facebook adresiniz bile hacklense, bilişim suçları daire başkanlığına şikayette bulunarak sonrasında elinizi bile kıpırdatmadan karşı taraftaki şüpheliye ulaşılıyor ve detaylı inceleme yapılıyor. İşin sonu ise 1 yıldan 8 yıla kadar hapse gidiyor. Trojan vs. virüslerin önüne geçen şey bu oldu, eskiden daha yaygındı çünkü mail ve oyun hesapları hacklemeceler.

Kişisel bilgilerimizin çalınması hakkında düşünceler;

Şimdi buradan yola çıkarak Anonymous'un nasıl tüm vatandaşlık bilgilerine eriştiğini düşünelim:

Hatırlıyorum 2010 yılında ben de bütün sağlık bakanlığının sistemine erişmiştim. Yani sistemi hackledim evet, biraz rastlantı usulü oldu ama en azından bu bilgileri kimse ile paylaşmadım. Peki nasıl hackledim?

Annem ve arkadaşlarının çoğu, benim iyi bilgisayar kullanabilen biri olduğumu biliyordu ve o yıllarda sistemde kaydı olmayan tüm hastaların kayıtları el ile sisteme girilmek zorundaydı.

Tabi ki bu işi bana yaptırdılar!


Ama zaten sisteme erişim şifrem olduğu için, istediğim herkesin kişisel bilgilerine rahatlıkla ulaşabiliyordum tabi ki bununla hiç yasadışı bir şey yapmadım (Bunu yazmak zorundayım :P ). Bir düşünün bu sistemi nasıl hackledim? Annemin arkadaşı aracılığıyla. Haberdar dahi olmadığım bu sisteme uzaktan erişme şansım olur muydu? Tabi ki hayır. Mümkün değil beceremezdim.

Bu bilgileri basit bir sorgulama algoritması ile (ki yarım saatimi almazdı) sorgulayıp internette Umarsız_Hacker_06 takma adıyla yayınlasam bütün ülke beni konuşuyor olurdu. Peki ben hacker mı olurdum? Hayır, kötü niyetli bir yazılımcı olurdum sadece..

Dönelim Cihan Nalbant'a;

Hacklemek ile ilgili bildiği çoğu şey yanlış, zaten kendisinde böyle bir karakter de görünmüyor. Nasıl her konuşmasında yalnız aynı 3 olaydan bahsettiğini görebiliyor musunuz? Bir hackerın tarihinde 3 olay mı olur? Böyle ise ya bu arkadaşımız vizyonsuz bir dahi, ya da yalancı bir aptal. İkincisi bana daha makul geliyor.


Tabi bu işlerin içinde %10 zeka, %90 yalan söyleme yeteneği başarı getiriyor. O yüzden, Cihan'ın hakkını yemeyelim, çoğunuzu hacklemiş sayılır. Çoğunuza kendi reklamını yaptırdı bile. Aslında kısmen şansı yaver gitmiş bir sosyal hacker diyebiliriz kendisi için. Ama çok basit sistemleri bile bir şekilde hackleyebileceğini sanmıyorum.

Farklı bir sorunuz olursa facebook adresinden ulaşabilirsiniz.

Selamlar ve saygılar...

Creatiny - Facebook

Neden düşüyoruz?

Başlıktan biraz felaket tellallığı yaptığımı söyleyebilirsiniz, evet. Ya da çoğunuz zaten neden düştüğümüz konusunda kesin bir kanıya sahiptir. Bunları birkaç dakikalığına unutun. Size çok basit bir anlatımla toplumsal olarak neden dibe vurmaya yakın olduğumuzu açıklayayım.

Bu hataları başkalarına yüklemeye çalışarak da bir yere varamayacağımız kesin. Herkesin kendine bir pay çıkarmasını umarak yazmaya başlıyorum.

Taraf tutuyoruz


Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, AKP, CHP, MHP ne var ise taraf tutuyoruz. Peki haklı olarak "bu yanlış mı?" diyeceksiniz, ne yazık ki haksızsınız, evet sonuna kadar yanlış.

Adil bir düzenin ilk şartı, bireylere olan bağa aldırış etmeden eşit yaklaşmaktır. Şimdi düşünün, kardeşinizi bir çocuk dövmüş olsun, hemen ivmelenerek o çocuğu dövmek istersiniz değil mi? Bu yanlış değil, peki kardeşiniz bir çocuğu dövmüş olsa?

Şu an yaşadığımız toplum düzeninde, bireyler yalnızca haksızlığa uğradıklarında adalet diye haykırıyorlar, haksızlık ettiklerinde değil. Adaleti yalnız haksız olduğunda temenni etmek, adaletsizliğin ta kendisi değil midir?

Bireyler adil olmadan, bireylerin seçtiği yöneticiler adil olabilir mi?

Peki neden en başında partiler ve takımlar örneklerini verdik? Çünkü bu işi böyle başlatıyorsunuz. Çocuklarınızı taraf tutmaları gerekmiş gibi yetiştiriyorsunuz. Bir çok arkadaşıma bunu anlatmaya çalıştım ancak siyasi partiler ve futbol takımları hayatlarında o kadar büyük bir bölümü kaplamıştı ki, hiç birisi bunun yanlış olduğunu dahi kabul etmedi. Bunu okuyanların çoğunun da kabul edeceğini sanmıyorum.

Ülkenin en verimli zamanlarını ziyan ediyoruz

Milli gururumuz sınavlarımız; ygs, ales, kpss daha niceleri ve nice farklı hedefler. Sınavların yetenekli insanları seçememesini geçtim, insanların en verimli dönemleri, değişmeyeceği kesin bile olmayan aptalca tarih bilgilerini ezberlemek, basit matematik sorularını hızlı çözmek gibi yetenekler edinmekle geçiyor.

Neden aptalca tarih bilgileri mi diyorum? Çünkü aptallar tarafından seçiliyorlar. Mesela savaş tarihleri, mesela kimin amcasının kızı kimmiş ya da savaş tekniklerini isimlendirmek.Neden? Bir düşünün, bu bürokratik sistemi 1920 lere taşıyalım. Genç bir subay adayı mülakat için sırada bekliyor, içeri alınıyor ve kendisine, "Say bakalım padişahın sıfatlarını?" deniyor. "Ama efendim, ülke işgal içinde, dört bir tarafımızı düşman sarmış, ne yapacaksınız padişahın sıfatını" dediğinde, muhtemel cevaplar kafanızdan geçiyor değil mi? Ama hiç birinde "aaa harbi lan çok saçma bir soru oldu" gibi bir tepki gelmiyor. Şimdi bu gencin adının Mustafa Kemal olduğunu düşünün.Vahamiyeti biraz anladınız mı?

O zaman insanları nasıl eleyeceksin? En sık duyduğum kesme hamlesi. Anlamadığınız şey; hiç bir sınav olmasın demiyoruz. Sadece şu noktadan bakın, bu sınavda başarılı olabilecek olan karakter nedir? Sonuçta sınavları bir elek olarak düşünün. Elekten kum geçsin istiyorsanız düğümleri daraltırsınız, basit. Peki bu sınavlar kimler başarılı olsun diye tasarlanmış?

a-) Çok çalışabilen
b-) Ezberleyebilen
c-) Ahlaklı
d-) Adil
e-) Zeki
f-) Sorgulayabilen

Şimdi, tüm sınav aşamalarına girmiş biri olarak şunu söyleyebilirim. Her ne kadar biraz daha yoruma dayalı sorulara doğru gidilmişse de, halen sınavların büyük çoğunluğu yığınla bilgiyi ezberlemek, bu bilgileri hızlı şekilde uygulamak ile geçilebiliyor.

Daha dün akşam ygs ye çalışan kuzenimi, ezberlemek daha kolay olsun diye edebiyat ile ilgili bir rap şarkısı dinlerken gördüğümden rahatlıkla;

"Sınavlar ezberleyebilen ve çok çalışabilen insanları seçiyor."
diyebilirim.

Çok çalışabilmek çok da kötü bir karakter özelliği olmasa da körü körüne çok çalışabilen insanlar, bilakis her yöne çekilebilecek insanlardır.

Sınavlar ahlak, adalet, zeka ve sorgulama özelliklerini yok sayıyor. Özellikle gireceğiniz sınavı sorguluyorsanız zaten devasa bir vakit kaybınız oluyor.

O yüzden sınavlarımız;

Ezberleyebilen, başkalarıyla yarışmaya hevesli, biraz veya üstü zeki ve kesinlikle sorgulamayan kişileri seçiyor.

Evet. Tebrikler, eleğimiz bu. Buradan farklı bir insanın geçme ihtimali çok zayıf.

Peki sınavın nasıl olması gerekir?

Kuramları topluca ölçemezsiniz.Bu yüzden tümü için ayrı;

Onlarca farklı zeka kuramını ölçmek için, senaryo durumları oluşturularak sorular hazırlanır. Bu soruların yanıtlarına göre zaten kişinin hangi alanda çalışmaya uygun olduğunu çözümleyebilirsiniz.

Ahlak, yine ince birer çizgiyle ayrılmış farklı senaryo durumları. Bünyesinde gerçek bir ahlak yapısı oluşturamamış bireyler bu soruları öyle kolaylıkla çözemezler.

Adalet, bu alanda zaten soru hazırlayabilecek biri olduğuna pek inanmasam da, empati yeteneğini ölçmek için kıyaslamalı sorular hazırlanabilir. Birey nereye kadar empati yapabiliyor önemli olan bunu ölçmek.

Tepkisel ölçümler dışında soru başına geniş bir zaman dilimi, ki teknikler gelişmesin.Sınav zamanı insanlar düşünsün, düşünmeye göre ölçüm yapılsın.

Eğer bu unsurlar ön planda tutularak elek hazırlanırsa, seçilecek bireyler Adil, Ahlaklı ve Zeki olacaktır.


Sözde dindarız ama din kurallarına bile uymuyoruz

Ailemden bir örnek vereceğim, uzun zamandır aralarında miras bölme meselesiyle ilgili bir sorun dolaşıyordu. Hepsini teker teker dinledim ve çoğusu yalnızca kendi haksız olduğu noktayı anlatıyordu. Birkaç gün evvel aralarını düzeltmek ve kimin nasıl davranacağını gözlemlemek için hepsini bir araya topladım. Haksızlık edenlere direk olarak açıkça miras bölüm ayetlerini ve devamında gelen özet olarak "sınırlara riayet eden cennete, sınırları aşan cehenneme gider" diyen iki ayeti okudum. Burada kadınlara erkeğe düşenin yarısı kadar hisse düşüyor. (Bakara -180 ve Nisa - 11 sonrası ayetler) Şunu belirteyim, ailemdeki çoğu kişi de rahatlıkla kendine müslüman diyebilecek kadar inançlı olduğunu düşünür.

Peki ne mi oldu? Sınırları aştılar. Bu, gerçekten bana komik geldi, Allah'ın indirdiği ayetlere uyulmuyor ise bu müslümanlık mı oluyor?

Şimdi bunu topluma uyarlayalım, herkes müslüman, ama haklı olmadıkça Kur'an ayetlerine de uymuyorlar. Gerçi bu islamiyetle çelişen bir nokta da değil, zaten kitabın yarısında sözde inananların zararlarından bahsediliyor.

Şimdi güzel bir sonuç oluşturalım, çoğumuz Kur'an'da geçen müslüman değil, münafık kategorisine giriyoruz ve bundan haberdar bile değiliz.

Peki size iman ettiğiniz kitabın hangi yasaklarını yok saydığınızı sayayım mı?

-Dini gelenekselleştirmek.
-Akrabayı koruyup kollamak
-Yolcuya yardım etmek
-Adil davranmak
-Yakınlarla konuşurken bile adil davranmak
-Anne babanızın aleyhine olsa dahi adil davranmak
-Mala mülke düşkün olmamak
-Kitabın hükümlerini bilmek zorunda olmak
-Kitapta olmayan hükümlere uymamak
-Din üzerinden para kazanmamak
-Sevdiğiniz şeylerden yardımda bulunmak
-Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünmek (ki kesin tam böyle demek istememiştir alimlere sorsan)
-Cimrilik etmemek
-Din konusunda sizinle savaşmayanlara iyilik etmek
-Allah'dan başkasına boyun eğmemek(bilakis burada Recep Tayyip Erdoğan mı dersin, Cübbeli Ahmet mi dersin, Fetullah Gülen mi dersin ne dersen en azından müslümanım deme)

Gerçi, Kur'an a iman demek daha kolay geliyor değil mi? Ne gerek vardı açmaya.

Ha bu arada
"Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götüreceğiz. Araf-182".

Bu arada adaletsizlik edip karşı tarafa da bunu kabul ettirince adil olmuyor canım.

Bunlar şeytanın varlığının kanıtı değil de nedir?

Tamam aranızda bunları tamamen inkar edenler de var da, en azından siz de bireylere bakıp kuralları yorumlamadan önce birazcık düşünün.

19 Nisan 2016 Salı

Kendi kendine giden bisiklet neden hayal değil?(Teknik)



Linkte Google'ın şaka amaçlı yaptığı bisikleti görmektesiniz.
Şaka-vari hazırlanan bu reklam filminin ne kadar gerçeğe yakın olduğunu size göstereceğim.

2012 yılında UİB grubu adı altında hazırlanan yarışmada bunun benzeri bir fikirle yarışmaya katılmıştım. Amacım, kendi kendini dengeleyebilen iki tekerli bir mobil araç hazırlamaktı. Neredeyse 2 yılımı tamamen bu konu üzerinde kendimi geliştirirken harcadım ve sonunda jiroskopların tam olarak nasıl çalıştığını ve hesaplar harici tüm dinamikleri anlıyordum.

Size işin basit kısmını anlatacağım, çünkü bu işin temeli yapı taşı olan atomlara kadar gidiyor. Aslında temelinde eylemsizlik prensibi yatıyor. Ama korkmayın, hepinizin bildiği bir temelden başlayacağız; bisiklet.

İlk bisiklete bindiğiniz zamanı hatırlıyor musunuz? Hayır tabi, peki ya şunu hatırlıyor musunuz; "eğer bisikleti hızlı kullanırsan düşmezsin". Bu kadar... Tüm sır bunun içinde yatıyor. Herkesin uzun yıllar boyunca uygulayıp kimsenin üzerine düşünmediği basit bir sır; tekerlerin dönüyor olması. Şunu biliyoruz Artık şunu bilin ki küçükken hepimiz iki jiroskopun üzerine oturarak geziyorduk.

Nedir bu denge olayı?



Videodaki küçük kardeşimiz olayı göstermiş

Dönen cisimler döndükleri doğrultu dışında herhangi bir yöne eğilmek istemiyorlar.Çok yüksek hızda ve büyük ağırlıktaki dönen bir tekeri asla yatıramazsınız sadece itebilirsiniz.

Şimdi bunun google reklamıyla olan bağlantısını kuramayanlar olmuş olabilir.Şöyle anlatayım.Yarışmaya katıldığım proje, bu etkiyi jantın içindeki farklı bir diskten alarak bu denge etkisini sağlıyordu.Çok basit ve etkili değil mi?


Şu linkteki araç ise bu etkiyi merkezindeki iki yatay disk ile gerçekleştiriyor.

Tabi Türk yönetim sistemine adapte olmuş abiler hemen "olum yapmışlar işte lan boşuna uğraşıyonuz en büyük parti bizim" moduna girmişlerdir.Hayır!

Bu araç sadece komplike bir çözüm önerisi sunan asla tutunamayacak bir araç, sadece jiroskop hareketlerini kontrol eden karmaşık bir elektronik yapı bile bu aracın önünü kapatmaya yeter.

Şimdi gel gelelim tasarladığım ürüne

Yazının genelini roket hızıyla okumadıysanız şuan jiroskoplar hakkında genel bir bilgiye sahipsiniz o halde.


Bu da tasarladığım jant, yani Gnetic, orta merkezinin nasıl boş olduğunu anlayabildiniz mi? Jantın içindeki çerçeve janttan bağımsız dönebiliyor.Bu sayede hareket etmeyen bir aracın arka tekerini yüksek hızda döndürmüş gibi oluyorsunuz.Bu da size dururken bile "hızlı gidiyormuş gibi" bir denge sağlıyor.


Şimdi google ın bisikletine dönelim.Bu çerçeveyi kolaylıkla tekerlerin içine, yani jantın üst tarafına koyabilirsiniz.Bu sayede bir bisiklet kendi kendine dengede kalabilir.Ön tekerin hareketiyle de bisikletin eğimini değiştirebilirsiniz.Tabi bu bir "al kullan" rehberi değil, ürünün geliştirilmesi gerekiyor.Ancak aranızda bunun çalışmayacağını düşünenler de olabilir. O yüzden şöyle bir uygulamalı link gönderelim.


İşin daha da güzel tarafı ne biliyor musunuz? Bu denge sisteminin enerjisini araca da aktarabiliyorsunuz.Şöyle söyleyeyim, yavaşladığınız enerjiyi kinetik enerji olarak depolamanıza olanak veriyor.Yada yüksek miktarda kinetik bir enerji depolayıp, küçücük motorlu bir aracı 3-5 saniye arasında 100 e çıkarabilirsiniz.

Eğer aranızda böyle projeler üzerine çalışabilecek var ise hemen başlasın lütfen.Artık yerli "otomobil" zırvalarını duymaktan bıktık çünkü.Herhangi biriniz haber vermek ve izin istemek şartı ile projeyi alıp özgürce kullanabilir.Hiç bir mali beklentim yok merak etmeyin, elimden gelen desteği de veririm.

Yarışmayı neden mi kazanamadın der iseniz, jüri bana kısacık zaman diliminde "jiroskop yapmak öyle kolay mıymış yöav" dedi.Nitekim her gün bindikleri araçların birer jiroskop prensibiyle çalıştığının da farkında değiller.Bir insan engeli görürseniz de bu tepkilere hazırlıklı olun.

Tekrar aydınlanmak dileğiyle!

Ha ola ki ben de yazarım bunlardan derseniz, iletişime geçin lütfen!

Selamlar.


17 Nisan 2016 Pazar

İlk adım - Kapsama ağı haritası

Neden gerçek kapsama ağını gösterebilen bir uygulama yapmıyoruz ki?

Şöyle ki ülkemizde üç kağıtçı üç adet operatör firması bulunuyor.Bunlardan bir tanesi bayağı bir üç kağıtçı zaten hepimiz biliyoruz. Diyorum ki bir uygulama yapalım, ki bu uygulama basit ve herkesin kullanabileceği bir araç olsun.Çünkü arka planda kullanıcılardan alınan operatör bazlı konum noktalarıyla Türkiye'nin gerçek kapsama ağını çıkarmak istiyoruz.

Kullanıcıların dışarıdan herhangi bir bilgi girmesine bile gerek yok.Nitekim tüm kapsama bilgisi ve operatör bilgisi telefonda mevcut. Var mı bunda çalışabilecek babayiğit?

Türk Telekom - Vodafone - Turkcell

Facebook - Creatiny

4 Mart 2016 Cuma

Neyi destekleyeceğiz?

Evet evet şimdi, Creatiny; ar-genin tüm nimetlerini iyi olan kurumlar, kişiler ve canlıların korunması için kullanacak.Mesela Torku, ya da sokakta kağıt toplayan abiler ya da beyaz gergedanlar, sokak hayvanları, ormanlar.Bize ihtiyacı olan ve iyi veya masum olan her şey.

Sivil toplum kuruluşlarının bu işleri beceremediği aşikar, bir kere, sivil halk asla işin içine dahil olamıyor.İşte biz bunu kıracağız.

Yaptığınız her güzel çalışmanın topladığı her türlü gelir tamamen sizin elinizle bir şeyleri düzeltecek ancak burada şöyle güzel bir kural var; asla taraf tutamazsınız.Yani çatışan iki görüşten herhangi birini destekleyemezsiniz bunun altını çizelim.Çünkü biliyorum ki dışarıda bir yerlerde iyi bir şeyler yaptığını sanarak, tuttuğu her şeyi dışkıya çeviren tipte insanlar var."Acaba ben de mi öyleyim" diyorsan sen onlardan değilsindir.Ama "bizim hasan hep öyle ya çok doğru diyosun" gibi bir şey geçtiyse aklından geçmiş olsun.

Evet.

Ben küçük bir noktayım topluma kıyasla ama biz bir noktalar örgütü olacağız.

Tabi ki şu an tek başıma olduğumun farkındayım, kendi başıma bunu sana ve diğerlerine duyurmak için bir kaç güzel hamle uygulamam gerekiyor.Ama şunu biliyorum ki, bu yapı, bir kişinin hedeflerini tatmin etmekten daha büyük bir amaca hizmet etmeli.O yüzden, bunun içine bir kez girdiniz mi, bunun büyük bir parçası olacaksınız.

3 Mart 2016 Perşembe

Felsefeyi geliştirdik

Size dürüst olayım.Her girişimci gibi kısa yoldan zengin olma hayalleri kuruyordum. Şahsen benim zengin olma amacım da refaha ulaşmak değil, birazcık bu adaletsiz düzene kendi çapımda minik bir yumruk vurarak, herkese bir şans verebilmekti.Daha sonradan anladım ki, aslında bunun için çok da para gerekmiyormuş.

İşte bu aşamadan sonra, Creatiny bir teknolojik - sosyal sorumluluk portalı olacak.Yapmayı hedeflediğim şey, kalabalık bir geliştirici topluluğu ile etrafa hayırlı bir şeyler dağıtmak.Peki bundan gelir elde edecek miyiz? Tam olarak evet değil.İşi yapanlar her kimlerse, paranın sosyal çerçevede nasıl harcanacağına onlar karar verecek. Bundan daha anlamlı bir fikriniz var ise dinlemek isterim.

Ben size aklıma gelen fikirleri yazacağım, tabi bunda %8 gibi makul... şaka şaka.. kimse cebine özel olarak harcayacağı 5 kuruş para sokmayacak.Reklam gelirleri de dahil.

Artık parayı eline alan her dallamanın hayırlı bir iş yapıyormuş gibi görünmeye çalışmasını izlemekten bıktım.Umarım bu, sizin için de güzel bir sebep olur.

Ben içimdeki ne güzel değer var ise onun için bunu yapacağım.Eğer yanlış bir şey yaparsam lütfen beni uyarın.Siz de her ne güzel değeriniz için ise bu işe katılabilirsiniz.Amacımız, programlamak - tasarlamak - paylaşmak ve tüm masumlara faydalı olmak.

Sağlıcakla