4 Mayıs 2016 Çarşamba

Neden düşüyoruz?

Başlıktan biraz felaket tellallığı yaptığımı söyleyebilirsiniz, evet. Ya da çoğunuz zaten neden düştüğümüz konusunda kesin bir kanıya sahiptir. Bunları birkaç dakikalığına unutun. Size çok basit bir anlatımla toplumsal olarak neden dibe vurmaya yakın olduğumuzu açıklayayım.

Bu hataları başkalarına yüklemeye çalışarak da bir yere varamayacağımız kesin. Herkesin kendine bir pay çıkarmasını umarak yazmaya başlıyorum.

Taraf tutuyoruz


Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, AKP, CHP, MHP ne var ise taraf tutuyoruz. Peki haklı olarak "bu yanlış mı?" diyeceksiniz, ne yazık ki haksızsınız, evet sonuna kadar yanlış.

Adil bir düzenin ilk şartı, bireylere olan bağa aldırış etmeden eşit yaklaşmaktır. Şimdi düşünün, kardeşinizi bir çocuk dövmüş olsun, hemen ivmelenerek o çocuğu dövmek istersiniz değil mi? Bu yanlış değil, peki kardeşiniz bir çocuğu dövmüş olsa?

Şu an yaşadığımız toplum düzeninde, bireyler yalnızca haksızlığa uğradıklarında adalet diye haykırıyorlar, haksızlık ettiklerinde değil. Adaleti yalnız haksız olduğunda temenni etmek, adaletsizliğin ta kendisi değil midir?

Bireyler adil olmadan, bireylerin seçtiği yöneticiler adil olabilir mi?

Peki neden en başında partiler ve takımlar örneklerini verdik? Çünkü bu işi böyle başlatıyorsunuz. Çocuklarınızı taraf tutmaları gerekmiş gibi yetiştiriyorsunuz. Bir çok arkadaşıma bunu anlatmaya çalıştım ancak siyasi partiler ve futbol takımları hayatlarında o kadar büyük bir bölümü kaplamıştı ki, hiç birisi bunun yanlış olduğunu dahi kabul etmedi. Bunu okuyanların çoğunun da kabul edeceğini sanmıyorum.

Ülkenin en verimli zamanlarını ziyan ediyoruz

Milli gururumuz sınavlarımız; ygs, ales, kpss daha niceleri ve nice farklı hedefler. Sınavların yetenekli insanları seçememesini geçtim, insanların en verimli dönemleri, değişmeyeceği kesin bile olmayan aptalca tarih bilgilerini ezberlemek, basit matematik sorularını hızlı çözmek gibi yetenekler edinmekle geçiyor.

Neden aptalca tarih bilgileri mi diyorum? Çünkü aptallar tarafından seçiliyorlar. Mesela savaş tarihleri, mesela kimin amcasının kızı kimmiş ya da savaş tekniklerini isimlendirmek.Neden? Bir düşünün, bu bürokratik sistemi 1920 lere taşıyalım. Genç bir subay adayı mülakat için sırada bekliyor, içeri alınıyor ve kendisine, "Say bakalım padişahın sıfatlarını?" deniyor. "Ama efendim, ülke işgal içinde, dört bir tarafımızı düşman sarmış, ne yapacaksınız padişahın sıfatını" dediğinde, muhtemel cevaplar kafanızdan geçiyor değil mi? Ama hiç birinde "aaa harbi lan çok saçma bir soru oldu" gibi bir tepki gelmiyor. Şimdi bu gencin adının Mustafa Kemal olduğunu düşünün.Vahamiyeti biraz anladınız mı?

O zaman insanları nasıl eleyeceksin? En sık duyduğum kesme hamlesi. Anlamadığınız şey; hiç bir sınav olmasın demiyoruz. Sadece şu noktadan bakın, bu sınavda başarılı olabilecek olan karakter nedir? Sonuçta sınavları bir elek olarak düşünün. Elekten kum geçsin istiyorsanız düğümleri daraltırsınız, basit. Peki bu sınavlar kimler başarılı olsun diye tasarlanmış?

a-) Çok çalışabilen
b-) Ezberleyebilen
c-) Ahlaklı
d-) Adil
e-) Zeki
f-) Sorgulayabilen

Şimdi, tüm sınav aşamalarına girmiş biri olarak şunu söyleyebilirim. Her ne kadar biraz daha yoruma dayalı sorulara doğru gidilmişse de, halen sınavların büyük çoğunluğu yığınla bilgiyi ezberlemek, bu bilgileri hızlı şekilde uygulamak ile geçilebiliyor.

Daha dün akşam ygs ye çalışan kuzenimi, ezberlemek daha kolay olsun diye edebiyat ile ilgili bir rap şarkısı dinlerken gördüğümden rahatlıkla;

"Sınavlar ezberleyebilen ve çok çalışabilen insanları seçiyor."
diyebilirim.

Çok çalışabilmek çok da kötü bir karakter özelliği olmasa da körü körüne çok çalışabilen insanlar, bilakis her yöne çekilebilecek insanlardır.

Sınavlar ahlak, adalet, zeka ve sorgulama özelliklerini yok sayıyor. Özellikle gireceğiniz sınavı sorguluyorsanız zaten devasa bir vakit kaybınız oluyor.

O yüzden sınavlarımız;

Ezberleyebilen, başkalarıyla yarışmaya hevesli, biraz veya üstü zeki ve kesinlikle sorgulamayan kişileri seçiyor.

Evet. Tebrikler, eleğimiz bu. Buradan farklı bir insanın geçme ihtimali çok zayıf.

Peki sınavın nasıl olması gerekir?

Kuramları topluca ölçemezsiniz.Bu yüzden tümü için ayrı;

Onlarca farklı zeka kuramını ölçmek için, senaryo durumları oluşturularak sorular hazırlanır. Bu soruların yanıtlarına göre zaten kişinin hangi alanda çalışmaya uygun olduğunu çözümleyebilirsiniz.

Ahlak, yine ince birer çizgiyle ayrılmış farklı senaryo durumları. Bünyesinde gerçek bir ahlak yapısı oluşturamamış bireyler bu soruları öyle kolaylıkla çözemezler.

Adalet, bu alanda zaten soru hazırlayabilecek biri olduğuna pek inanmasam da, empati yeteneğini ölçmek için kıyaslamalı sorular hazırlanabilir. Birey nereye kadar empati yapabiliyor önemli olan bunu ölçmek.

Tepkisel ölçümler dışında soru başına geniş bir zaman dilimi, ki teknikler gelişmesin.Sınav zamanı insanlar düşünsün, düşünmeye göre ölçüm yapılsın.

Eğer bu unsurlar ön planda tutularak elek hazırlanırsa, seçilecek bireyler Adil, Ahlaklı ve Zeki olacaktır.


Sözde dindarız ama din kurallarına bile uymuyoruz

Ailemden bir örnek vereceğim, uzun zamandır aralarında miras bölme meselesiyle ilgili bir sorun dolaşıyordu. Hepsini teker teker dinledim ve çoğusu yalnızca kendi haksız olduğu noktayı anlatıyordu. Birkaç gün evvel aralarını düzeltmek ve kimin nasıl davranacağını gözlemlemek için hepsini bir araya topladım. Haksızlık edenlere direk olarak açıkça miras bölüm ayetlerini ve devamında gelen özet olarak "sınırlara riayet eden cennete, sınırları aşan cehenneme gider" diyen iki ayeti okudum. Burada kadınlara erkeğe düşenin yarısı kadar hisse düşüyor. (Bakara -180 ve Nisa - 11 sonrası ayetler) Şunu belirteyim, ailemdeki çoğu kişi de rahatlıkla kendine müslüman diyebilecek kadar inançlı olduğunu düşünür.

Peki ne mi oldu? Sınırları aştılar. Bu, gerçekten bana komik geldi, Allah'ın indirdiği ayetlere uyulmuyor ise bu müslümanlık mı oluyor?

Şimdi bunu topluma uyarlayalım, herkes müslüman, ama haklı olmadıkça Kur'an ayetlerine de uymuyorlar. Gerçi bu islamiyetle çelişen bir nokta da değil, zaten kitabın yarısında sözde inananların zararlarından bahsediliyor.

Şimdi güzel bir sonuç oluşturalım, çoğumuz Kur'an'da geçen müslüman değil, münafık kategorisine giriyoruz ve bundan haberdar bile değiliz.

Peki size iman ettiğiniz kitabın hangi yasaklarını yok saydığınızı sayayım mı?

-Dini gelenekselleştirmek.
-Akrabayı koruyup kollamak
-Yolcuya yardım etmek
-Adil davranmak
-Yakınlarla konuşurken bile adil davranmak
-Anne babanızın aleyhine olsa dahi adil davranmak
-Mala mülke düşkün olmamak
-Kitabın hükümlerini bilmek zorunda olmak
-Kitapta olmayan hükümlere uymamak
-Din üzerinden para kazanmamak
-Sevdiğiniz şeylerden yardımda bulunmak
-Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünmek (ki kesin tam böyle demek istememiştir alimlere sorsan)
-Cimrilik etmemek
-Din konusunda sizinle savaşmayanlara iyilik etmek
-Allah'dan başkasına boyun eğmemek(bilakis burada Recep Tayyip Erdoğan mı dersin, Cübbeli Ahmet mi dersin, Fetullah Gülen mi dersin ne dersen en azından müslümanım deme)

Gerçi, Kur'an a iman demek daha kolay geliyor değil mi? Ne gerek vardı açmaya.

Ha bu arada
"Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götüreceğiz. Araf-182".

Bu arada adaletsizlik edip karşı tarafa da bunu kabul ettirince adil olmuyor canım.

Bunlar şeytanın varlığının kanıtı değil de nedir?

Tamam aranızda bunları tamamen inkar edenler de var da, en azından siz de bireylere bakıp kuralları yorumlamadan önce birazcık düşünün.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder