18 Ocak 2018 Perşembe

Üniversitelerimiz neden birer çöplük?

Geçenlerde üniversite kulübündeki arkadaşlarımla bir özel koleji ziyarete gittik. Maksadımız lise öğrencilerini KTÜ Bilgisayar Mühendisliği bölümüyle ya da genel olarak bilgisayar mühendisliği bölümüyle ilgili bilgilendirmekti. Gittik, ben kendi yaptığım 3 boyutlu yazıcımı götürdüm, gençlerin ilgisini çeker diye, diğer iki arkadaşım da yazılım konusunda iyi oldukları için bununla ilgili bazı şeyler hazırladılar, başka iki arkadaşım da "hack" işleriyle uğraştıkları için bunlardan bahsedeceklerdi.

Gittik, evet gittik ama lise öğrencileri değil ilkokul öğrencileri karşılamıştı bizi. Tabi slaytlar vs. hazırlandığı için bozuntuya vermeden anlatmaya başladık. Zaten ben çok konuşmayacaktım orada biraz gençleri ilgilendirmek için gelmiştim. Bu sayede oradaki kardeşlerimizi daha iyi gözlemleme fırsatı buldum. Bir salon dolusu küçük çocuk bizi dinliyor, arkadaşlarım da onlara algoritmalardan, mühendislik tarihinden, efendime söyleyeyim altın oran, görüntü işleme filan derken çocukları izlerken bayağı gülmeye başladım. Uyuyordu çocuklar haklı olarak, yani daha eğlenceli şeyler bekliyorlardı belli ki. Sonradan hack filan işlerine girince biraz neşeleri yerine geldi bilirsiniz bu yaşlarda insanlar çok meraklı oluyor böyle şeylere. Neyse, evet anlattık ettik, sunumdan sonra çocuklar 3 boyutlu yazıcıyı büyük merakla incelediler sonradan sahneye lise 1 öğrencileri de geldi. Dedim ne güzel gelsinler.Geldiler ve dediler ki biz de 3 boyutlu yazıcı yapıyoruz.

Oo dedim ne kadar güzel, lise 1 öğrencileri bu azmi kendilerinde bulmuşlar, ilk başta tabi her ne kadar gerçekliğine ihtimal vermemiş olsam da sonradan öğretmenleriyle tanışınca anladım. İlkokul öğrencileri çizgi izleyen, merdiven inip çıkan robotlar yapıyor. Sağda solda elinde robotlarla dolaşan küçük öğrenciler hocalarının yanına gelip bir şeyler soruyor. Daha da garibini söyleyeyim mi?

Bu öğretmenimiz tek başına hem bütün okulun teknolojik eğitimini veriyor hem de okulun diğer bilişim ihtiyaçlarını karşılıyor.

Evet kolejden çıktık, boyu yaklaşık bizim fakültemiz kadar olan bir kolejdi burası. Muhtemelen öğrenci sayısı da denktir. Karadeniz in Teknik Üniversitesinde bilgisayar bölümüne geldik. Kasvetli ortamı, en teknolojik şeyi bilgisayarları olan garip bir okul. Bir gariplik vardı, daha geçenlerde üniversitede oturmuş çizgi izleyen robot yapmakla ilgili planlar yapıyorduk. Ha bunlar sakın hoca zoruyla filan oluyor sanmayın, fanustaki bir bilgisayar mühendisi olmamak için bunlarla uğraşıyoruz ve bir ilkokul, İLK OKUL yahu daha ÇİZGİ FİLM izlediğimiz yaştaki öğrenciler, ülkenin EN ZEKİ adamlarının bulunması gereken yerdekiyle neredeyse AYNI İŞİ YAPIYOR.

Nokta, buna daha bir şey denilir mi?

Şuan sayısal tasarım diye garip bir dersin sınavına çalışmam gerekirken yazıyorum bunları, yazıyorum şu içimdeki cahilliğe olan nefret soğumadan kağıda dökeyim diye. Bu ders de bilen bilir aptal lojik kapıların analizini içeren garip bir babaannenin yatmadan önce suya bıraktığı dişlikler gibi bir ders. Tamam, genel kültür, eyvallah ama biri gelip sana o dişlerin bütün detaylarını öğreneceksin dese nasıl bir tepki verirdin acaba?

Becerikli ve üretken bir kişiyim bundan eminim.Ancak, bu bilmemiz gerektiği söylenip duran ama bu işlerle bol bol uğraşmama rağmen, hayatımda aptalca muhabbetler dışında bir kez bile işime yaramamış şu şeyleri öğrenmek için, hayallerimi yine bir kenara bıraktım. Niye? Çünkü bunu yapmazsam daha kıymetsiz bir insan olarak görüleceğim sanırım.

Basitçe gençlerimizin beyinleri aptallar tarafından boş boş çalıştırılıyor. Bu yüzden belki binlerce dehadan hiç denebilecek kadar az bir bilgi çıkıyor. Düşünün, Tesla gibi adamlar, nasıl oluyor da bizim bütün üniversitelerimizin üretemediği kadar geniş çapta bir bilim üretebilmiş.

Şimdi en basitinden şunu anlatayım, size bir kurs vereceğim. Çorba yapımı - 1 ve Çorba yapımı - 2 iki dönemlik bir ders. Haftada 2 şer saat.Bu dersleri geçerseniz çorba yapabiliyorum diyebileceksiniz. Bu dersleri geçemez iseniz doğru şekilde çorba yaptığınıza kimseyi inandırmanız mümkün değil. Garip değil mi? Annelerinizin böyle eğitimlerden geçtiğini düşünün, o çorbaya elini sürer miydi bir daha? Ayrıca ev hanımı mühendis veya astronot olduğunuz zerre umrumda değil, herkes çorba içer değil mi? O yüzden hayatta kalmak için çorba yapmayı herkes bilmelidir.

Peki bir de şu çorba yapmayı öğrendiğimiz vakte bakalım her dönem 4 aydan hesaplasak 32 çarpı ikiden 64 saat. Şimdi size bu dersi zorla öğrettiğimi hayal edin. Çorbaya "tik"i olan insan sayısı epey fazla olurdu.Hayatınızda çorba yapmaya ayırdığınız vaktin fazlasını onun eğitimine ayırmanız ne kadar enteresan olurdu değil mi?

Ana konudan fazla saptığımızı düşünmüyorum. Şu an bana ve bir çok insana merakları dışında bir şeyler öğrettiklerini sanıyorlar. Şu an kumda oynamaktan çok farklı görmüyorum bu yaptığımı.

Bu teorik sistemi kuran ve alkış tutanların teori havuzlarında boğulması dileğiyle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder